Enerji sorunu




  • ENGİN DENİZ Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    ENGİN DENİZ

    Dünya enerji piyasasında önemli bir payı olan Avrupa Birliği (AB) ithalatıyla birinci tüketimiyle de ikinci sırada yer alır. Mevcut durumda birincil enerji tüketiminin sadece %50’sini karşılayan AB kalan yarısını da yabancı kaynaklardan temin ediyor. Enerji arz güvenliği için bir tehdit unsuru olan bu durum AB’yi ortak bir enerji politikası geliştirmeye zorlamış ve kuruluşundan bu yana Birliğin enerji politikası ekonomik gelişimine paralel olarak gelişmiştir. Gerek içeride yaşananlar; genişlemenin etkisiyle artan nüfus ve büyüyen ekonomisi dolayısıyla enerjiye olan talebin artması, tek pazarın henüz tamamlanamaması, yerli üretimin yeterli olmaması ve gerekse de dışarıda yaşanan gelişmeler;  gelişmekte olan ekonomilerin küresel talep üzerindeki etkileri, üretim bölgelerinin istikrar ve güvenden yoksun oluşları, küresel ısınma Birliğin enerji politikasını etkileyen unsurlardan bazılarıdır.

                                                                        GENEL BAKIŞ

     Toplam tüketiminin yarısını dış kaynaklardan temin eden AB dünya enerji tüketiminde Birleşik Devletler’den sonra ikinci sırada yer alır. Petrol tüketiminin %81’ini, doğalgaz tüketiminin %54’ünü ve katı yakıtların %38’ini yabancı kaynaklardan tedarik eden Birlik küresel enerji piyasasında ithalatta ise birincil konumdadır. Avrupa Komisyonu tüketimin önümüzdeki yirmi yıl içinde iki katına çıkacağını ve buna paralel olarak da ithal bağımlılığın 2030 yılında %70’lere varacağını tahmin ediyor.

    Petrol:

    AB petrolünün ancak beşte birini üretebilirken kalanını dış kaynaklardan karşılamaktadır. Sırasıyla, ithal ettiği ülkeler ise şöyle: Rusya  %27, Orta Doğu %19, Norveç %16, Kuzey Afrika %12 ve diğer bölgeler % 5. AB’nin son dönemdeki politikasına bakıldığında Orta Doğu’daki petrollerin kendisi için hayli önemli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Rusya ve Norveç’e olan bağımlılığını azaltmak için bu bölgeye yönelmiş durumda. Fakat bölgede devam eden siyasi istikrarsızlık nedeniyle burada uyguladığı ve uygulayacağı enerji dış politikası yavaş yavaş şekillenecektir. AB, Orta Doğu’da geliştireceği enerji işbirlikleri sayesinde petrol sunum güvenliğini de garanti etmiş olacaktır.

    Doğalgaz:

    Birliğin doğalgaz üretiminin %46’sı yerli üretime dayanırken kalan yarısından fazlası dışardan tedarik ediliyor. İthalatın yapıldığı ülkelerin paylarına bakıldığında ise %25’le Rusya ilk sırada, %15’le Norveç ikinci sırada ve %14’le de Kuzey Afrika, Nijerya ve Orta Doğu üçüncü sırada yer almaktadır. Kömür ve petrole nazaran daha az karbondioksit içermesi ve ekonomik faydaları nedeniyle doğalgaza olan talep her geçen gün hızla artmaktadır. Özellikle de elektrik üretimindeki payı hızlı bir artış göstermektedir. Örneğin, 2001’de elektrik üretimindeki payı %17 iken 2025 için bu oran %38 olarak tahmin edilmektedir.

    Kömür:

    Petrol ve doğalgazda yüksek oranda dışa bağımlı olan AB yeterli düzeyde kömür rezervlerine sahiptir. Özellikle de yeni üyelerin katılımıyla bu rezervlerin sayısında önemli bir artış olmuştur.  Fakat son yıllarda kömür üretiminde azalma görülmektedir.  Komisyon buna kendi kömürlerinin üretim maliyetinin dünya ortalamasından 3-4 kat daha fazla oluşu, üye devletlerin yerli üretimi sübvanse etmek istemeyişleri, jeolojik koşulların zorluğu,  işçi haklarını düzenleyen kanun ve yönetmeliklerden doğan bir takım sıkıntılar gibi kriterlerin sebep olduğunu ifade etmektedir. Kyoto Protokolü ile Komisyon daha temiz bir kaynak olan doğalgaz ve sera gazı emisyonu içermeyen yenilenebilir gibi enerji kaynaklarının toplam tüketim içindeki paylarını yükseltme yoluna gitmiştir. Birincil enerji tüketiminin %18’ini oluşturan kömür Birliğin elektrik üretiminin neredeyse üçte birini karşılamaktadır. Özellikle de yeni üye olan Doğu Avrupa ülkelerinde elektrik üretiminde kömür önemli bir pay sahibidir.

    Sonuç:

    Avrupa Birliği’nin Enerji sorununun tarihsel süreciyle ve AB’nin politikalarıyla günümüze kadar süreci ve günümüzde AB’nin geldiği durum arasında önemli bağlantılar bulunmaktadır. Dünyadaki sayılı sanayi beşiklerinden olan AB, günümüzde bu gücünü ileri teknolojisiyle geliştirdiği sanayisinden almaktadır. Sanayinin ise temel ihtiyacının enerji olduğunu düşünürsek, artan enerji maliyetlerinin AB’ye faturası da aynı ölçüde yansımaktadır.

     Dünya’daki önemli savaşların büyük çoğunluğunun enerji yüzünden çıktığı gerçeğini göz önüne alırsak, olası bir birlik dağılımı durumunda – ki birlikten ayrılma tartışmaları eşliğinde – üye devletlerin enerji stratejilerinde önemli değişiklikler olması kaçınılmazdır. Artık kömür kaynağının pek değer arz etmediği bu günlerde nükleer enerji santrallerine sahip devletlere karşı bağımlılık artacaktır. Gelinen son durumda zaten enerji ihtiyacının yarısını dışarıdan ithal eden Avrupa için ayrıca çıkabilecek bir ‘enerji yarışması’ onların isteyeceği son durum olsa gerek. Gün geçtikçe enerji bağımlılığının artması ve şu anki şartlar gereği Yenilenebilir Enerji Kaynakları ile ilgili verilen taahhütlerin yerine getirilememesi Avrupa’nın ileride başını ağrıtacak bu önemli sorunun ciddiyetini gözler önüne sermektedir.

Diğer Köşe Yazıları (9 köşe yazısı)