Gelişen Türkiye’nin enerji hedefi




  • ENGİN DENİZ Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    ENGİN DENİZ

    Enerji, çağımızda ülkeler arası ekonomik, siyasal, sosyal, toplumsal ve askeri alanlardaki ilerlemeleri yakından etkileyen ve dünyanın ekonomik, sosyal ve coğrafi düzeninin gelecekteki en etkin belirleyicisidir. İnsanoğlu buhar gücüyle makine kollarını çevirmeyi keşfettiğinden bu yana petrol, kömür modernitenin ilk hizmetkârları oldu. Daha sonra nükleer enerji, doğal gazlar, rüzgârlar, kaynayan sular ve fosil yakıtlar dâhil tüm enerji türlerinin kaynağı güneş insanoğlunun modern yaşamını sürdürmesi için seferber edildi. Ne yazık ki; enerji kaynakları ebedi değildir. Artan nüfusa paralel olarak dünyanın enerji talebi de artmakla birlikte artan enerjiyi karşılamak için yapılan hamleler; büyük çevresel sorunlara yol açmaktadır. Hamle bakımından ülkeler enerji arzının ve tüketiminin yeni yollarını keşfetmek için birbirleriyle rekabet içerisindedir ve bu yarışta öncü olan ülkeler, dünya ekonomisine yön verecektir.

    Türkiye birincil enerji tüketiminin GSMH’ ya oranı (enerji yoğunluğu) yüksek bir ülkedir. Bunun anlamı, Türkiye’nin bir birim Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla (GSYİH) oluşturabilmesi için diğer ülkelere göre çok daha fazla enerji tüketiyor olmasıdır. Bu duruma ithal enerjiye bağımlılık oranının artması, bir diğer ifade ile yerli enerji üretiminin enerji talebini karşılama oranı düşmesi eklendiğinde; cari açık ve başta sera gazı emisyonları olmak üzere çevresel sonuçlar artmakta, enerji politikasında önemli bir yere sahip olan petrol, piyasa fiyatındaki olası istikrarsızlıklar ve rezerv sıkıntılarından dolayı ekonomi üzerinde olumsuz etkiler gösterebilmekte ve Türkiye’yi kırılganlıklar ile karşı karşıya bırakmaktadır.

    Öte yandan, Türkiye’nin enerji politikası fosil yakıtların külfetinin sıkıntılı olarak hissedildiği ve ihtiyacın dış kaynaklardan temin edilerek bu külfetin dindirildiği bir politika olarak ortaya çıkmaktadır. Enerji politikasında önemli bir yere sahip olan petrol, piyasa fiyatındaki olası istikrarsızlıklar ve rezerv sıkıntılarından dolayı ekonomi üzerinde olumsuz etkiler gösterebilmektedir. Bir başka çerçeveden bakıldığında Türkiye yenilenebilir enerji potansiyeli bakımından Avrupa’nın en büyük potansiyelini barındıran ülkesi konumunda ve Orta Doğu ve Hazar havzası enerji kaynaklarına ulaşım konusunda bir köprü konumundadır. Bu durumu iyi değerlendirebilecek olan Türkiye enerji ulaşımı konusunda AB’ye büyük avantajlar sağlayabilir; buna karşılık AB de Türkiye’ye yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için önemli bir maddi ve teknolojik destek sunabilir. İkili ilişkilerin özellikle ticaret hususunda değil, kapsayacak şekilde sürdürülebilir bir enerji rejiminin birlikte inşasını kapsayacak şekilde kurulması enerji arzının geleceğinde çok daha sağlıklı bir zemin yaratacaktır.

    Gelişen Türkiye’nin en mühim konusu olan enerji konusunda kapsamlı ve fonksiyonel bir milli strateji oluşturulursa yakın geleceğe yönelik hedeflenen ekonomik ve politik amaçlara ulaşılması muhtemeldir. Miktarı ölçülmemiş, bitki ve yaban hayat popülâsyonunun incelenmesi yapılmamış dere ve ırmaklar üzerine yarım megavat gibi gülünç kapasiteler kurup eşsiz dereler feda edilmesi yerine, uzun vadeli düşünme alışkanlığı getirilerek, milli çıkarların sağlanmasındaki önem daha fazla zaman kaybetmeden benimsenmelidir. Berat Albayrak’ın enerji bakanı olmasından sonra profesyonelleşmeye başlayan Enerji Bakanlığı’nın uzun vadeli bir enerji hedefi seçerek ülkemizin enerji arzının sağlanmasında katkı sağlayacağı aşikârdır. Gelecekte enerji arzı konusunda en güçlü ve güvenli olan ülkeler, enerji politikasını bugünden kendilerini en iyi hazırlayanlar olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları (9 köşe yazısı)