İnternet amele pazarı




  • HAKAN KANBER Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    HAKAN KANBER

    Ülkemizin bitmeyen, bitirilemeyen sorunlarından birisidir işsizlik. Bu hep böyledir. Ta öteden beri değişmeyen, belli bir bant içinde iniş-çıkışlar yaparak seyrini sürdüren bir sorundur bu.

    Her ay düzenli olarak resmi işsizlik rakamları açıklanır. Genellikle iç karartıcıdır bu rakamlar. Kimi ay düşer gibi görünür ama bir sonraki ay iki adım ileri gider.

    Eskiden (hatta hala devam eder) iş arayan yurdum işsizi, bir gazete alır, onun ilan sayfalarından kendine uygun, yapabileceği işleri bulur, işaretler ve oralarla irtibata geçerdi. Şimdilerde internet üzerinde kurulu bulunan sayısız, iş arayan ile işçi arayanı buluşturan siteler var. Oraya iş arayan işsizler de işçi arayan irili ufaklı işletmeler de ücretsiz kaydoluyor. Böylece, tabir-i caiz ise bir “amele pazarı” kuruluyor. Mübarek siteler sanki devletin iş ve işçi bulma kurumu.

    Teknoloji işte, gözünü seveyim…

    Adam yürümeden, yol tepmeden, Türkçesi: (öz geçmiş, hal anlatımı) olan ve önceden hazırlanmış kendini anlatan bir belgeyi ( C.V. İngilizcesi: Curriculum Vitae) tek tuşla karşı tarafa aktarıveriyor. İşçi arayan karşı taraf da bu elektronik belgeden “sanal ameleyi” analiz ediyor, uygunsa kendisini istihdam, değilse başvurusunu çöpe atıyor.  İyi, tamam, sözümüz yok, bize ne? Alan razı, satan razı...

    Ancak kazın ayağı hiç de öyle değilmiş...

    Yurdumda Nasrettin Hocalık hikâyeleri bitmez… Memleketin gündelik yaşamı, tam bir tiyatro sahnesi… Hem de kara mizah türünden... Kallavi komedi…

    Yakın zaman önce bir toplu taşıma aracında iki genç arasında geçen ilginç bir konuşmanın tanığı oldum. Yol da iki gencin muhabbeti de uzundu. Dinledim… Dinledikçe merakım arttı… Enikonu “kulak misafiri” oldum, bu ilginç konuya…

    Bu sitelerin hiç birinde denetim, otokontrol vs. bir sistem yokmuş. Firmanın vergi kaydının olup olmadığı sorun teşkil etmiyormuş. Uyduruyormuşsun bir firma ismi, yanına da bir e-posta adresi, GSM numarası falan… İşlem tamam oluyormuş. Sonra ne türden eleman arıyorsan, dalıyormuşsun piyasaya. (Tabi ki kurumsal olarak çalışan, her şeyi tekmil olan firmalar, bu tanımlamanın dışında.)

    Teknolojinin nimetleri işte…

    Firmayı kurduktan sonra da ister gerçek anlamda ister farklı dolaplar çevirmek için, amacı sadece iş bulma umudu olan bir yığın ihtiyaç sahibi insanın hayalleriyle oyna, kötü emellerine alet et…

    İki gencin, bu akıl almaz iddialarını içeren muhabbeti dinledikçe daha bir kulak kabartırken aklımdan da şunlar geçiyor: “Yurdumda; ‘Vicdan’ ve ‘Adalet’ kız çocuklarına isim olarak veriliyor artık.”

    Bu sitelerde, tanınmış, üst düzey firmalara rastlamak pek mümkün değilmiş... Onlar kendi kanallarından, her alanda kalifiye elemana ulaşabiliyorlarmış. Genellikle küçük ve orta ölçekliler rağbet ediyormuş bu sitelere… Bir de bildiğiniz dolandırıcılar…

    İş arayanın seçeneklerini şöyle gruplandırıyor, gençlerden biri: 1-Ya küçük ve orta halli gerçek firma ya da hayali bir firma.  2-Gerçek firma ise; a- dürüstçe meramını anlatıp işçi arayan b- bir taşla on kuş vurmanın hesaplarını yapan. (Ön muhasebe elemanı olarak işe başlarsın, yaptırmadık iş bırakmazlarmış.)

    “İş arayanın önündeki mayın tarlası” diye nitelendiriyor, anlatan genç.

    Asıl bomba, gencin yaşadıkları…

    İlgili ilanda, telefonla başvurulması rica edilmiştir. Kendisi şofördür. Telefonu çevirir, telefon uzun uzun çaldıktan sonra açılır ve karşısında bir otomat...

    Halden anlamaz, inatçı otomat kendisini bir oraya bir buraya yönlendirir durur: Falanca yer için filanca tuşa, filanca yer için de falanca tuşa basın... Bu işlem uzayıp gider... Genç, bir de kontörlü telefondan arıyormuş. Nihayet, dakikaları bitmeden, derdini anlatabileceği bir insan (!) bulmuş karşısında.

    - … adlı internet sitesindeki iş ilanınız için arıyorum, bilgi alabilir miyim?

    (Ağzında yemek ya da sakız olduğunu sandığı bayan, umursamaz bir ses tonuyla)

    - Sivi göndermeniz gerekiyor, niye telefonla arıyorsunuz ki? (ufak yollu bir fırça)

    - Efendim… (demeye kalmaz, ağzı dolu bayan devam eder)

    - Gerçi orada ‘Başvurular telefonla yapılacak’ diye yazmışlar ama siz yine de sivi gönderin.

    - Evet. Ben de zaten o yüzden telefonla aramıştım (sözü neredeyse ağzına tıkılmıştır)

    - Metalden anlıyor musun? (diye, okkalı ve hatta kel alaka denilen türden soru bir anda senli-benliye dönüşen konuşma ile gelivermiş)

    - ???!!!  (şoför adayı genç ne cevap vereceğini bilmez halde)

    - Metal diyorum. Anladın mı?

    - Niye? Yoksa ben yanlış bir ilanı mı aradım? (panik içinde önündeki başvuru notlarıyla dolu karalamaları kontrol etmiş. Yok, doğrudur aranan yer. Tastamam şoför ilanı işte.)

    Ağzı hala dolu olan kadın devam etmiş konuşmasına (muhtemelen sakız çiğniyor, yemek olsa yutardı şimdiye kadar)

    - İşe alınırsan, arabayla metal toplayacaksın.

    - İyi de ilanda böyle bir açıklamanız yok, sadece şoför yazmışsınız? Hem, benim metalden anlamam size ne için gerekecek ki? Sizin gösterdiğiniz adreslerden nakliye yapmayacak mıyım ben?

    … bir sürü zırva ve dolaylı açıklamadan sonra iş ortaya çıkar; adamlar hurdacı. Ve işe alacakları şoför de metalden anlamalı ki ona göre rastgele toplayıcılık yapsın. Öyle nakliye, şoför işi falan değil...

    Hele, “sekreter” işi için verilen ilanlar var ki, altından çıkanları duyduğumda küçük dilimi yutacaktım adeta…

    Ya “seyahat engeli olmayan yönetici asistanı bayan” iş ilanlarına ne demeli?

    Çok geniş bir yelpazeye sahip, iğneden ipliğe, çuvaldan çuvaldıza kadar satış kalemleri olan ve primle (o da belirtilmezmiş) çalıştırılacak olan “pazarlama ve saha satış elemanı” iş ilanlarına hiç girmeyelim…

    Muhteviyatı yazmayan, gariban işsize adeta bulmaca çözdürten, kapalı ifadeler ve birkaç cümleyle geçiştirilen ilanlar da cabası...

    Ha bir de, “yalnız yaşayan bayın evinde yatılı kalacak, ev işlerine yardımcı bayan” iş ilanları var!? 

    Tüm bunlarla ilgili olarak, o iki gencin aralarındaki konuşmayı burada aktarmaya dilim varmıyor!

Diğer Köşe Yazıları (4 köşe yazısı)