Okumadan dünyaya meydan okumak




  • HAKAN KANBER Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    HAKAN KANBER

    Eğitim; toplumu değiştiren ve dönüştüren, kalıcı davranış değişikliklerine yol açan bir uygulamadır. Eğitimin bir takım yetenek ve becerilerin kazandırılması olduğu kadar, eğitimle biçimlenen hayatlar vardır.

    Toplum bu dönüşümü yaşamaya, eğitimle dönüşmeye mecburdur. Eğitimin olmadığı bir ortamın seçenekleri arasında iyi şeyler “rastgele” beklenemez.

    BÜTÇEDE ÜNİVERSİTELERİN PAYI

    ‘2015 Bütçe Gerekçesi’nde tüm devlet üniversitelerinin başlangıç ödenek teklifleri Milli Gelirin ~ %1’i civarındaydı. Bütçe payı da yaklaşık %4… Merkezi bütçeden üniversitelere ayrılan pay bu kadar.  Bunun da yaklaşık %80 kadarının personele, bir kısmının da yatırımlara gittiğini düşünecek olursak... Ayrılan bu kaynakla üniversitelerde yürütülen eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetleri beklenen düzeyde olabilir mi? Öngörülen performans düzeyleri bu kaynaklarla yakalanabilir mi?

    OECD’NİN RAPORU

    OECD’nin 34 üyesinin hayat kalitesinin değerlendirildiği raporda ülkemiz, eğitimde son sırada, hizmet sektörüne erişimde 33, barınmada 32, sağlıkta 31 ve güvenlik alanlarında 30. sırada olduğu için “En zor yaşanacak ülkeler” arasına girdik.

    Bu verileri şöyle de okuyabiliriz: Bütçe sadece rakamlardan ibaret değildir.  Esas olan bütçe rakamlarıyla neyi, ne ölçüde gerçekleştirebildiğimizdir. Şimdiye kadar görev başına gelen her Milli Eğitim Bakanı’nın bir “eğitim vizyonu” oldu. Her birinin vizyonu bir öncekinden farklıydı... Tarz meselesi ama her birinde bir “sil baştancılık” gördük. Siyasetin ya da üst politika belgelerinin sürdürülebilir bir eğitim politikasını benimsemesi esas değil midir?

    Eğitim konusunun, her bakanın kendi meşrebince çabaladığı bir alan olarak görülmesi ne kadar doğrudur? Eğitim konusu, sadece kamu otoritesinin kendi inisiyatifinde ve katılımcı olmayan kararlarıyla şekillenmemelidir. Paydaşlar ve meclisi oluşturan milletvekillerinin de daha aktif katılımı sağlanmalıdır.

    PISA SONUÇLARI

    Eğitim yaramızla ilgili bir başka çarpıcı veriye daha dikkat çekmek istiyorum, PISA sonuçlarına…

    PISA sonuçlarını incelerken, yapılan bir tespitten dolayı az daha küçük dilimi yutuyordum: Rapora göre; çocuklarımız, kendi anadilinde okuduğunu anlamıyor!

    Türkiye, kendi dilinde okuduğunu anlamada 65 ülke arasında 42’nci sırada!  Sen kalk çocuğuna 12 yıl eğitim ver; 6 yaşında başladığı bu eğitimden 18’inde mezun olsun ve annesinin kendisine öğrettiği, çarşıda, pazarda, okulda, sokakta, her yerde konuştuğu dili anlamasın…

    Düşünebiliyor musunuz, kendi anadilini anlamayan bir nesil! Okuduğunu anlamayan bir gençlik… Bu çocuklar, bu gençler normal bir sözel metni anlamıyor ki; Fizik, Matematik, Kimya hatta bir başka yabancı dili nasıl anlasın? Bu yüzden Matematik’te 65 ülke arasında 44’üncü,  Fen’de 43’üncü sıradayız... Okuduğunu anlamayanın ne üretmesini bekliyoruz? Mevcudu anlamayan kişiden nasıl bir buluş, bir patent ya da teknolojiye bir katkı beklenir?

    2014 LYS VERİLERİ

    2014 LYS sınavına giren aday sayısı; 1 milyon 423 bin 127.

    725 bin aday “sadece” Geometri’de; 30 sorudan 5,47’sine, Fizik’te; 30 sorudan 5,28’ ine, Tarihte; 44 sorudan 12,78’ine doğru cevap verebilmiş.

    Adaylar, İngilizcedeki 80 sorudan 21,48’ini doğru bilmiş…

    KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI

    Türkiye’de ortalama kitap üretimi, kişi başına 6 kitap…

    Ama okumak söz konusu olduğunda 6 kişi bir kitap okumuyor! Kültürümüzde; çeyiz eşyaları arasında klozet fırçasına kadar vardır ama kütüphane yoktur.

    Okul kütüphaneleri incelendiğinde G. Kore’de 5 bin ve üzeri kitabı bulunan okul kütüphanesinin oranı %92, Singapur’da %77…

    Türkiye’de ise %1...

    Evlerinde 100’den fazla kitabı olanların oranı %18. OECD ortalaması %38 olarak biliniyor.

    Nokta.

Diğer Köşe Yazıları (4 köşe yazısı)