Memoires (Hatırat) neden çok önemli?




  • HALUK DİRESKENELİ Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    HALUK DİRESKENELİ

    Bazen bir arkadaşımdan bir tecrübe, bir hayat hikâyesi dinliyorum. İçimden keşke diyorum hocam bunları yazıya dökse, anlattıkları böyle sözlü anlatımda kalmasa. İnsanlar yaşlanınca unutulma korkusuna kapılıyorlar. Ne kadar güçlü, zengin, meşhur, akıllı, etkin olurlarsa olsunlar, zaman geliyor, bütün bu güç, zenginlik, etkinlik, ün kayboluyor. Yok olma yaklaşıyor. O zaman kendinden sonrakiler için kendi varlığını anlatan bir belge, doküman, kitap oluşturma çabası başlıyor. İnternet üstünden bana ulaşan emekli bir Hazine genel müdürünün mektupları bana aynı durumu çağrıştırdı. Daha fazla gecikmeden kendi varlığı ile ilgili bugüne kadar biriktirdiği önemli dokümanları herkesle paylaşmak istemiş. Nixon, Kennedy, dönemleriyle ilgili gençlik meslek hayatı, ulaşılmaz güç, etkinlik, emeklilik döneminde devam eden IMF Filipinler temsilciliği. Bu yazıları, dokümanları belki bir yakını yazıya döktü. Şimdi bir önemi yok, ilerde sadece tarihçilere yarar.

     Yaşlı bir eniştemiz vardı. Bir önemli bakanlıkta uzun yıllar genel müdürlük yapmıştı. Bizim yakınımızdı, ancak bize hiçbir yardımı olmadı, yardım isteyeceğimiz zaman özellikle kaçardı. Hayatının son yılını yatakta geçirdi. Bir genç akademisyen kendisinden izin aldı. Günlerce onun hayatının etkin üst düzey bürokrat dönemlerini sesli banda aldı, bu bantları yazıya geçirdi, belki ileride bir kitap yapar. Bu kayıtlar araştırmacının kişisel kütüphanesinde kaldı. Bir doktor tanımıştım. Çok etkili, meşhur, zengin bir kişiydi. Terminal illness, (kanser) hastalığına yakalanmıştı. İnternette bir blog açmış, son günlerine kadar hayatını yazmış. Yıllar sonra google araması sırasında rastladım, hatıralarında çocukluğunu yeni bitirebilmişti.

     ABD - Türk ortak girişim şirketine iki dönem yabancı genel müdür aldık. Ayda 12,500$ plus masraflar ödendi. Ben satış müdürü olarak onlarla yakın mesai yaptım. Süreleri bitti döndüler, sonra hayata veda ettiklerini duyduk. İkisi de terminal akciğer hastalığından hayata veda etmişler. Arkalarında yazılı hiç birşey yok. Sanki bu insanlar hiç yaşamadılar. Google taramalarında bizim yazdığımız teknik makalelerde co-author/ ortak yazar isim olarak görülüyorlar. Birkaç İngilizce basın bülteninde isimleri var. Yaşlanan zenginlerimizde "ghost writer (yardımcı yazar)" yardımı ile hatıralarını yazma eğilimi görüyorum. "Ben bu dünyaya geldim, yaşadım, toplum için çok işler yaptım, para kazandım, insanlara istihdam sağladım, beni bilin, benden sonra beni hatırlayın" diyorlar. Memoires, çok ileri yaşlarda yazıldığı için eski olayları hatırlamak zorlaşıyor. Anlatılanlar tekrara giriyor. Netlik ve detaylar kayboluyor.

     Margaret Thatcher, Bill Clinton, Hillary Clinton, Tommy Blair, Mihail Gorbachov özellikle Henry Kissinger, bütün batı liderleri, iktidarları sonrası böyle kitaplar yazdılar. Çanakkale 1915 savaş hatıralarını, önce İngiliz General Ian Hamilton (Gallipoli Diary, 1920), sonra Alman General Otto Liman von Sanders  (Der Kampf um Die Dardanellen, 1927) kitap haline getirdiler. Mustafa Kemal beyin Çanakkale hatıralarını genç gazeteci Ruşen Eşref, Şişli evinde yaptığı bir haftalık mülakat ile kaleme aldı (1919), önce gazete makalesi sonra kitap olarak yığınlara duyurdu, mülakat kitap onu efsane Paşa yaptı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Orhan Veli, Ahmet Haşim daha kalıcı ve ölümsüz oldular. Aziz Nesin'in çocukluk hatıraları, Ahmet Haşim'in 1930'larda Almanya'da tedavi için bulunduğu sürede yazdığı 20-makaleden derlenen "Frankfurt Seyahatnamesi" bugün bile çok etkileyici. Sebahattin Ali'nin romanları hala çoksatar listesinde. Son okuma bağımlılığım Avusturyalı yazar Stefan Zweig (1881-1942) geride muhteşem kitaplar bırakmış. Sokrates, Aristo, Makyavel yüzyıllar öncesinden bize sesleniyorlar. Kraliçe her akşam dolmakalem ile memoire/ hatırat tutarmış, biliyor muydunuz? Her gece, hiç aksatmadan o günün izlenimlerini, muhasebesini yazarmış. Bununla ilgili bir dökümanter TV programı izlemiştim. Kraliçe kendi gözlemlerini her gece kendi el yazısıyla kâğıda döküyor, tüm yazdıkları 50-yıl boyunca gizli kalacak, sonra yayınlanacak. Araştırmacılara, tarihçilere kaynak olacak.

    Bir okul arkadaşımın yurtdışı tecrübesini dinledim. Rusya'da son 12 yıldır çalışıyordu. Orada bir işyeri kurmuş, yerel insanları istihdam etmiş. Rus Su-24 uçağının 24-Kasım 2015 günü düşürülmesi sonrası oradaki her şey bitmiş. "Ben bir balonmuşum, bir iğne soktular, patlattılar, işim, malım, mülküm, ofisim her şey bitti. Vize vermiyorlar oraya gidemiyorum. İşimi yönetemiyorum, her şeyi nerdeyse sıfırladım, burada her şeye yeniden başlamak zorundayım. Hayatımın son 12 yıllık çalışması, didinmesi, uğraşı orda kaldı, sıfırlandı" diyor.

     Bizim coğrafyada memoire/ hatırat yazmak nedense pek makbul değil. "Yazdıklarımdan birisi üstüne alınır, çocuklarıma zarar verir" korkusu var. Hâlbuki yaşlandıkça, çerçeveden çıkıyoruz, kalıplara sığmıyoruz. Zaman geçtikçe, kendimize gülebiliyoruz. Bu meziyetler bizim coğrafyada kabul görmüş geçerli kurallar değil. Amerikalı diyor ki, "Başkalarının hatalarından öğrenemez isen, tüm hataları yapıp öğrenmeye yeterli yılların yoktur." Geçmişte yaptıklarımızı, termik santral inşaat safhalarını, teklif sürecini ara sıra genç mühendislere anlatıyorum. Onlara masal gibi geliyor. Bence hatıratlar/ biyografiler çok önemli. Bizim gibi aynı hataları yıllar boyunca tekrar tekrar yapan toplumlar için daha da önemli. Hayat, her şeyi tecrübe edebileceğimiz kadar uzun değil. Başkalarının tecrübelerinden faydalanmak gerekir.

Diğer Köşe Yazıları (13 köşe yazısı)