Gen kaynaklarına sahip çıkmak




  • MUSTAFA KAYMAKÇI Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    MUSTAFA KAYMAKÇI

    Küreselleş(tir)me örtük adıyla sürdürülen yeni-liberalizmin birçok saptırma ve yalanları vardır. Batı, üstünlüğünü sürdürmek, ancak aslında sömürgeciliğini meşrulaştırmak ve kendi ölçütlerini Doğu’ya kabul ettirmek için her türlü araçtan yararlanmakta, buna yardımcı olmak üzere Doğu’da ya da istilaya yöneldiği ülkelerde işbirlikçileri de kullanmaya devam etmektedir. Bunların kimileri arasında; Uygarlığın kökeninin Antik Yunan olduğu tezi, Dünya Haritası Saptanması, İstila yerine Keşifler Yalanı, Emperyalizm yerine Demokrasi Getirme Yalanı, Bilgi Çağı Aldatmacası Yalanı, Uygarlık Ölçüsü yerine Batı Kültürünün Egemenliği ve Ölçütlerinin Kabulü, Ekonomik Tetikçilik ile Yönlendirme gibi konular yanında Batı Gen Kaynakları Üstünlüğü ve Çevre Ülkelerinin Değerli Gen Kaynaklarına Sahip Çıkmak konusu sayılabilir.

    Batı Gen Kaynakları Üstünlüğü Yalanı… Batı’da Sanayi Devrimi’yle birlikte bitki ve hayvan gen kaynaklarından kapitalist ölçülerde, salt miktarı artırma göz önünde tutularak yeni soylar ve hibrit soylar elde edilmiş ve edilmektedir. Çalışmalar, kamu, kamu+ tekelci şirketler ya da tekelci şirketlerce yürütülmüştür. Şirketlerin kimileri aynı zamanda ilaç üretimi de yapmaktadır. Elde edilen bitkisel ve hayvansal soylara yeni pazarlar bulmak için de gelişmekte olan ülkelerin, Batı’nın istediği doğrultuda yönlendirmesi de gerekiyordu. Bu amaçla, bir kısmı Batı’da yetiştirilmiş ya da Batı’dan birçok araştırma bursu ve/ ya da destek sağlanarak Doğu bilimcilerinde, “yerli bitkisel soylar (tohumlar) ve hayvansal soyları (damızlıkları)  ile artan besin talebini karşılamak olası olamaz görüşü egemen kılınmış”tır.

    Örneğin; Türkiye’de ağırlıklı olarak 1950 yıllarından itibaren önce yerli soylar ile dışarıdan ithal edilen kültür soyları arasında bir melezleme çağı başlatılmıştır. Hatta pek çok yerde melezleme ile bile de yetinilmemiştir. Yerli soylar yok edilerek kültür soylar yaygınlaştırılmıştır. Bu durum, bitkisel üretimde en yüksek düzeyde sahneye konulmuştur.

    Günümüzde bunlara Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)’lar da eklenmeye çalışılmaktadır.

    Sonuçta, yerli gen kaynaklarının saf yetiştirme ve seçilim ile miktar ve kalitesinin iyileştirilmesi çalışmaları büyük ölçüde sekteye uğratılmıştır. Gelinen noktada, tohumculukta üretimin bir kesimi Türkiye’de de yapılsa bile yerli tohumlar yerine ilaç ve gübre bağımlısı kültür tohumculuğa dayalı bitkisel üretim egemen olmuştur. Damızlıkçılıkta da dışa bağımlılık sürdürülmektedir. Bununla birlikte, kimi bilimcilerin yerli bitki ve hayvan gen kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve kullanımı konusunda duyarlılıkları belki çok geç kalınsa bile umut verici olabilir. Ancak bu umudun yeşermesi, iki konunun gerçekleştirilmesiyle bağlantılıdır. Bunlardan birisi, siyasal erkin bu konudaki tutumu ve uygulamalarıdır. İkincisi ise, bilimcilerin konuya karşı gösterdiği duyarlılıktır. Bunlardan birincisi yeterince güçlü değildir, tam tersine çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle Türkiye Tarımcılığı, Batı’nın denetimine geçmiştir. Bununla birlikte, Türkiye’de 2006 yılında çıkan yerli tohum satışının yasaklanmasını öngören yasaya karşı bir avuç yurtsever kimi belediyelerin desteğiyle yerli tohumlara sahip çıkarak Tohum-Takas Günleri de düzenlemektedir. Etkinliklerde yerli tohumlar ücretsiz dağıtılmaktadır. Bu doğrultuda Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın emekleri dikkate değerdir.

    Çevre Ülkelerinin Değerli Gen Kaynaklarına Sahip Çıkmak… Çevre ülkelerinin değerli gen kaynaklarına sahip çıkma ise emperyal Batı’nın başka bir görünümüdür. Yunanların gen kaynağı Türkiye’de olan “Zağar” köpeklerini kendi ülkelerinin ırkı olarak göstermesi buna örnek olarak verilebilir. Uzun yıllardan beri Anadolu Köpekleri üzerine bir hayvan bilimcisi düzeyinde çalışmalar yapan Türk Köpek Irkları Koruma Islah ve tanıtma Federasyonu Kurucu Başkanı Doğan Kartay, 27 Mayıs 2016 tarihli gazetelerde şunları söylüyor: “Zağarların gen kaynağı Anadoludur. İyi koku alırlar, insan dostu, zeki, cesur, çevik, hızlı, dayanıklı ve özgür ruhludurlar. Yunanlar onları İtalya, İspanya, İngiltere ve İskandinavya ülkelerine yüksek fiyatlarla satıyor. Bu bir kültür (gen) hırsızlığı... Devlet önlem almalı.” Kartay’ın son kitabı ise, “Günümüze Ulaşan Ata Mirası Canlı Kültür Varlığımız Çoban, İz Sürücü, Kovucu Yerli Köpek Irkları'mız ve Türevlerinin Kökeni” Kartay’ı kutluyorum. Yurtseverliğin ne olduğunu bize gösteriyor. Yurtseverliğin bir ölçütü de kendi ülkesinin gen kaynaklarına sahip çıkan çalışmalar yapmak ve kamuoyunda farkındalık yaratmak değil mi?

Diğer Köşe Yazıları (6 köşe yazısı)