Enflasyon hesabı nasıl yapılıyor?




  • MUSTAFA KAYMAKÇI Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    MUSTAFA KAYMAKÇI

    Ayrılıkçı terör hareketinin saldırıları ve şehit haberleri canımızı acıtıyor, diğer yandan Suriye politikası ve göçmenlerin Ege Denizi’nde biten sonları ve de bitmez tükenmez rejim tartışmaları gündemden hiç inmiyor. Ancak ülkenin asıl sorunu olan İş ve Aş’ın sıradan konular gibi kabul edilmeye başlandığı gözlemleniyor. Bu anlayışın gözden geçirilmesine gereksinme var. İş ve aş aslında ülkenin gerçekte en öne alınması gereken konularıdır. Burada da dikkate alınması gereken konuların başında gelir dağılımı gelmektedir. Gelir dağılımını etkileyen etmenlerden biri ise enflasyondur. Her yurttaş gibi pazardan aldığım mal ve hizmetlerin karşılığı beni yakından ilgilendiriyor. Ben de her yurttaş gibi aybaşlarındaki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun enflasyon rakamlarını izlemeye çalışıyorum. Ancak TÜİK’in verdiği rakamların gerçek yaşamı yansıtmadığını görüyorum.

    ENFLASYON SEPETİNDEKİ 437 ÜRÜN

    Enflasyon hesaplaması sepetinde kullanılan ürünlerin neler olduğunu merak ettiniz mi? Çoğumuz yeterince bilmez, biz sıralayalım; sepette 437 ürün var. Bu ürünler arasında pamuktan tuvalet kâğıdına, şemsiyeden cips ve pudinge, kâğıt sofra malzemelerine, koli gönderme ücretinden saklama kabına kadar birçok ürün bulunuyor. Yurttaşın en temel tüketim maddelerindeki fiyat artışları daha az tüketilen, çok fazla fiyat hareketi yaşamayan ya da fiyat düşüşü yaşayan ürünlerin ağırlıkları alındığında kaybolup gidiyor. Hortum, antepfıstığı, leblebi, madlen çikolata, ruj, iç çamaşırı, cam, musluk, kilit, tül, perde, dinamit, lastik eldiven, cam yünü, tuğla, elektrik sayacı, tencere, çöp sepeti, ampul, pil, tornavida, matkap gibi ürünler. Bunlara çalı süpürgesi, soba borusu ve patinaj zincirini de ekleyebilirsiniz.

    ŞAŞIRDINIZ DEĞİL Mİ?

    Peki, enflasyon hesaplamasında neler yoktu? Son yıllara değin peynir, zeytin, şeker, yumurta, çiçek yağı, zeytinyağı, makarna, helva, bal, reçel, kahve, ekmek gibi besinler yoktu. Kısaca doğrudan beslenmemizle ilgili hiçbir ürün enflasyon hesaplanmasında dikkate alınmıyordu (!) Yoğun eleştirilerden sonra Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK), 2015 Yılı Tüketici Fiyat Endeksi(TÜFE) hesaplamalarında, grup ve madde ağırlıklarını güncelledi. TÜİK’ten yapılan açıklamaya göre; “2015 Yılı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hesaplamalarında, 2014 yılı Aralık ayı temel alınarak, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen Amaca Yönelik Bireysel Tüketim Sınıflaması’na (COICOP) göre grup ve madde ağırlıkları güncellenmiştir” denildi. Yine de açıklanan enflasyon rakamlarının pazardaki fiyat artışlarının altında kaldığı gözlemleniyor.

    GERÇEK ENFLASYON NEDEN SAKLANIYOR?

    Gerçek enflasyon rakamları neden gizlenmek isteniyor? Resmi enflasyon rakamları kullanılarak bir yandan tarıma yapılacak desteklemeler sınırlanmak, bir yandan da işçiye, memura, emeklilere yapılacak ücretler kısıtlanmak mı isteniyor? Enflasyon rakamları düşük gösterilerek, bir yandan hayat pahalılığı saklanmak, böylelikle Türkiye istikrar içinde büyüyor imajı mı verilmek isteniyor? Enflasyon hızı düşük gösterilerek ücretler ve desteklemeler kısıtlanırken, yaşamla doğrudan bağlantılı ürünlere ödenen ücretlerle, bir kaynak aktarımı söz konusudur. Bu aktarılan kaynak emeği ile geçinen kesimler dışında kalanları beslemektedir, bu yanıyla adaletsiz bir vergi olan dolaylı vergidir. Bir başka deyişle, üretenin sırtında gelir vergisi dışında ikinci vergi budur. Gizlenen enflasyon rakamının ardındaki bir gerçekte burada aranmalıdır.

    ENFLASYON HIZI NASIL DENETLENİR?

    Enflasyon hızını denetim altına almanın tek çıkar yol, üretimle tüketim arasında dengenin sağlıklı olarak kurulmasından geçmekte. Bu amaçla üretimi artırmanın yollarını mutlaka açmak gerekiyor. Bunun da yolunun, yeni-liberal politikalar yerine planlı karma-ekonomiye dönüştür. Burada, kamu yatırımlarının yönlendirici ve özel sektörü özendirici ekonomi-politikaları izleme zorunluluğu vardır.

    Bir hatırlatma yapalım; Mustafa Kemal Atatürk dönemlerinde, 1929 Dünya Ekonomi Buhranı’ndan sonra uygulanan politikalar buna örnek olarak verilebilir. Daha yakın bir örnek, 1960’lardan sonra izlenen planlama dönemleridir. Türkiye Cumhuriyeti en hızla büyümeleri bu dönemlerde gerçekleştirmişti. Üstelik enflasyon hızı da makul bir düzeydeydi.

    BİR HATIRLATMA…

    Bir hatırlatma daha yapalım; içinde yaşadığımız dönemde Batı ülkeleri yeni-liberal politikalar yerine Keynesyen Politikalara yeniden yönelmeye başlamadılar mı? Üretimi artırmanın yanında, üretimi emecek iç tüketim de artırılmalıdır. Bu da çalışanların ücretlerini artırarak olası… Bir ülkenin mutluluğu öncelikle kendi insanının mutluluğuyla artar. Bunun da ilk aşaması insanca doymasıdır, sağlık ve güvenlik gereksinmesinin karşılanmasıdır. Dışsatım daha sonra gelmelidir diye düşünüyorum.  

    Kimi söylemlerde, gayrisafi milli gelirimizin arttığı da belirtiliyor. Aslında gayrisafi milli gelirimizin artmasından daha çok yurttaşlar arasındaki gelir dağılımının dengeli olması önemlidir. 

Diğer Köşe Yazıları (6 köşe yazısı)