Tarımsal desteklemeler Neden işe yaramadı?




  • MUSTAFA KAYMAKÇI Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    MUSTAFA KAYMAKÇI

    Tarım sektörü, yapısal özellikleri gereği hemen her ülkede devletçe değişik araçlarla desteklenir. Örneğin Avrupa Birliği’nde bunun adı “Ortak Piyasa Düzeni”dir. Temel nedenlerinden birisi, tarımda yaratılan katma değerin diğer sektörler olan sanayi ve hizmet sektörlerine göre daha düşük olmasıdır. Buna bağlı desteklemeler, kırsalda yaşamakta olan nüfusun yerinde tutulması kadar insanların dengeli ve sağlıklı beslenmesi açısından da zorunludur.

     Türkiye’deki tarımsal destekler çiftçi ve tüketiciye yaradı mı?

    Türkiye'de tarımsal destekleme var mı? Elbette var, ancak sorulması gereken soru şu; tarım nasıl desteklenmiş? Tarımsal desteklemeler yeterli olmuş mu? Tarımsal destekler çiftçinin refahı ve üretimde verimliliği artırmış mı?

    Ortaya çıkan sonuç şu: Tarımsal üretim gerilemiş. Zorunlu beslenme kalemlerinden biri olan kırmızı ette deyim yerindeyse havlu atmışız. Susamdan fasulyeye değin her şeyi ithal ediyoruz. Bir ara saman bile ithal etmedik mi? Tüketici fiyatları da tavan yapmış. Buna karşılık tüketicilerin gıdaya ödedikleri paranın çok azı çiftçinin cebine girmiş. Destekler kırsalı yerinde tutmaya da yetmemiş. Her yıl yapılan desteğe  karşın son 10 yıl içinde  3 milyona yakın  çiftçi tarımı terk etmiş, köylerde genç nüfus kalmamış. Son açıklamalara göre 24 milyon hektar tarım arazisinin 19 milyon hektarı işlenmiş,neredeyse 5 milyon hektarı işlenmemiş.15 yılda hayvancılık desteklemelerinde 25 katlık artış söz konusu  olmasına karşılık hayvan sayısı 1 kat bile artmamış.

     Tarımsal desteklemeler neden işe yaramadı?

    Desteklerden, kırsalda sosyal refahı artıracak ve kır-kent farklılığını azaltacak çözümler çıkmamış. Bunun başlıca iki nedene dayandığını söylemek olası:

    Desteklemelerde yapılan en önemli hata (hata denebilir mi?) Türkiye’deki işletmelerin yapısal özelliklerinin dikkate alınmamasından kaynaklanmıştır. İşletmelerin büyük çoğunluğunu meydana getiren küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine, destekleme ve diğer kaynaklar büyük işletmelerin oluşturulması doğrultusunda kullanılmıştır.

    Küçük çiftçilere yapılan desteklemeler prim düzeyinde kalmış, devlet prim verdikçe sanayici de alım fiyatlarını düşürmüştür. Bu bağlamda çiftçilerin örgütlenmesi ihmal edilmiş, kendi kurdukları ya da kuracakları kooperatifler ile sanayici olmaları ihmal (ya da bilerek mi?) edilmiştir.

    Oysa Avrupa Birliği ülkelerinde üretici,% 60-100 arasında değişen oranlarda kooperatifler aracılığıyla sanayi tesislerini kurmuş durumda. Türkiye’de bu oran iyimser bir rakamla % 3-4’ü bulmuyor. Üstelik tarımsal ürünlerin pazarlamasında da kooperatiflerin egemenliği söz konusu…

     Sonuç olarak Türkiye’deki desteklemeler yoluyla söz konusu olan kaynak transferinin kimlere nasıl, ne şekilde yapılmakta olduğunun sorgulanması gerekiyor.

    Kimileri tarımın ve tüketicilerin durumundan sızlanıyor. Ancak yukarıda dile getirilen gerçekler dikkate alınmadığı takdirde, çiftçinin ve tüketicinin sorunlarına çare bulmaya kalkışırken sızlanmanın bir anlamı yoktur. Buna kimileri de “Timsahın gözyaşları” diyor. “Timsahın gözyaşları” deyimini, bir kişinin ya da grubun içten olmadığını düşündüğümüz söylemi ya da davranışını ifade etmek için kullanıyoruz. Bu deyimin bilimsel açıklaması ise şu; timsahın avını yemesi sırasında sinir ipliklerinin rejenerasyonu boşta kalır ve fasiyal paraliz gelişirmiş, böylece tükürük bezine giden sinirler gözyaşı bezine gider ve timsahın gözlerinden akan salya, gözyaşı gibi görünürmüş.

    “Desteklemeler, büyük çoğunluğun refahını artıracak politikalar doğrultusunda yapılmalıdır” derim.

Diğer Köşe Yazıları (6 köşe yazısı)