Eğitim ve “maarif” meselesi




  • PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR

    Avusturya 8,5 milyon nüfusu ile ülkesinde bulunan 89 bin mültecinin, ülke için tehdit olduğunu söylemeye başladı. Bundan böyle mülteci kabul etmeyeceklerini ve mevcutları da yönetmekte güçlük çektiklerini ifade ettiler. Avusturya için mülteci sayısı nüfusun yaklaşık yüzde biri kadar. Aileler örgütlendi, eğitim ortamları hazırlandı ve bu insanlık dramına katkı sağlanmaya çalışıldı.

    Eğer nüfusun yüzde biri gibi bir oranı aşan mülteci oranı, ülke açısından risk olarak kabul ediliyorsa; Türkiye bahsedilen üç milyon mülteci ile şu anda risk sınırlarını aşmış durumdadır. Sadece barınma ve güvenlik değil aynı zamanda okul çağındaki çocukların da ihtiyaçlarının karşılanması ciddi bir meseledir. Türkiye´de eğitim çağında olan 620 bin Suriyeli çocuk bulunmaktadır. Şu anda 300 bininin eğitime dâhil edildiği bu mülteci çocuklar konunun ihmal edilen ya da göz ardı edilen bölümünü teşkil etmektedir.  Bu çocuklar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda, anaokulundan 12´nci sınıfa kadar yaklaşık 67 bin öğrenci kamplardaki geçici eğitim merkezlerinde eğitim görmektedir. Kamplar dışında ise 150 bin öğrenci eğitimlerine devam etmektedir. Rakamlar bir başka drama dikkat çekmekte, Türkiye kendi yurttaşları dışında Suriye vb mültecilere eğitim hizmeti de sunmak zorundadır.

    Yurt içi kadar yurt dışında eğitim verebiliyor olmak büyük devlet olmanın bir gereğidir. Bunlar organizasyon gerektirir, öğretmen gerektirir, fiziki kapasite ve bunun için önemli maddi kaynak gerektirmektedir. Dünya, bugünkü haliyle esnekliği önemli bir hareket kabiliyeti olarak tanımlamaktadır. Bu esnekliği yönetmek ayrıca ülke menfaatleri ile özdeşleştirerek yönlendirmek gerekmektedir. Sonuçta eğitim bir ülkenin lansmanıdır. Dilinin, örfünün, kültürünün anlatılmasıdır. Eğitim veren kurumlar da hem sosyal hem ekonomik merkezlere dönüşebilmektedir.

    Türkiye bu noktada büyük bir adım atarak Maarif Vakfı adıyla yurt içi ve yurt dışı eğitim organizasyonlarını yönlendirecek yeni bir kurumsal kimlik oluşturma girişimindedir. Maliye Bakanlığı’nın da katkılarıyla, gayr-ı menkul edinilmesi, mevcutların kullanılması bu sayede gerçekleşecektir. Maliye Bakanlığınca uygun görülen taşınmazlar, bedelsiz olarak Maarif Vakfı'nın kullanımına bırakılacak. Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun gördüğü yurtdışında kamuya ait varlıklar Bakanlar Kurulu kararı ile bedelsiz olarak Maarif Vakfı'na devredilebilecektir. Kanun yürürlüğe girdikten sonra bir ay içerisinde Maarif Vakfı'nın kuruluş işlemlerinde kullanılmak ve kalanı kuruluş tamamlandıktan sonra Maarif Vakfı'na devredilmek üzere MEB bütçesinden Maarif Vakfı'na 1 milyon Türk Lirası aktarılması planlanmaktadır.

    Hâlihazırda 15 ülkede büyükelçilikler himayesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren 65 resmi okul bulunmaktadır. Bu okullarda, 598 öğretmen görev yapmakta, 10 bin 327 öğrenci eğitim görmektedir. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Türkçe ve Türk kültürü dersi veren 1.121 öğretmen de bulunmaktadır. Yurtdışı okullar konusu büyük bir organizasyon içermektedir. Sayılar ve işletme bütçelerinin oluşturulması, ülkeden ülkeye maliyet farklarının belirlenmesi zaman ve çaba gerektirmektedir. Sonuçta ülkemizin kaynağından ayrılan bu imkânlar vatandaşların vergilerinden oluşmaktadır. Doğru planlanması bu anlamda önemlidir. 

    Personel oryantasyonu, her ülke için ayrı pedagojik ve mesleki eğitimler kadar bu işe gönüllü gruplar oluşturulması hayati niteliktedir. Maarif Vakfı okulları bir işe yaramayan, politize olmuş ahir ömründe bir de yurt dışı göreyim diyen gruplar için cazip bir yer olmamalıdır. Bu iyi niyetli kurumları bekleyen en büyük tehdit budur. Türkiye, Maarif Vakfı kararı ile sınır ötesi bir devlet olmanın da kapılarını aralamaya devam etmektedir. Dün Üniversiteler için Mevlana programı,  ardından Yunus Emre Enstitülerinden sonra bu girişim Türkiye’nin önünü açacak yeni bir vizyondur.

Diğer Köşe Yazıları (11 köşe yazısı)