Paranın istikrarı ve ülkenin istiklali




  • PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR

    Kralların, padişahların son dönemde devlet başkanlarının, kendi adlarına para basmaları bir “iktidar” göstergesi olarak kabul edilir. Bu yüzden bir yöneticinin kendi adına para bastırması “egemenlik” sembolüdür. Para eğer değerli madenden ise onun gerçek değeri kadar bir satın alma gücü vardır. Şimdilerde kullanılan kâğıt para ise karşılığında altın alınabilen bir değeri temsil etmektedir.

     Dünyada ilk merkez bankasının İsveç’te kurulmasının üzerinden 350 yıl geçti. 1668 yılında kurulan İsveç’teki Merkez Bankası, 1668 tarihli bir anonim şirkettir. Ticari bir banka iken devleti fonlamaya başlaması ve ticari bankalar için takas merkezi görevi üstlenmesiyle, para basma ve kuru belirleme gibi tipik merkez bankası faaliyetlerini de yerine getirmiştir. 1694’te İngiliz Merkez Bankası olan “Bank of England” kurulur ve hükümetin borçlarını satın almaya başlar. Avrupa'da kurulan merkez bankaları genellikle o tarihlerde hükümetin bankası olma görevini yerine getirmiştir. Napolyon tarafından 1800'de kurulan Fransız bankası Banque de France, Fransız devrimi esnasında oluşan yüksek enflasyonu önlemek için devlete yardım etmenin yanında, kurları sabit tutmaya çalışmıştır.   

     Hükümete borç vermek kadar, ticari bankaların parasını tutma, bankerler için bir banka işlevi görme, diğer bankaların işlemlerini kolaylaştırma ve diğer bankacılık hizmetlerini sağlama görevleri merkez bankalarına yüklenmiştir. Elbette bu bankaların aynı zamanda finansal krizlerde, savaşlarda, kıtlıkta yoklukta; demiryolu gibi altyapı yatırımlarında nihai borç veren ve acil nakit sağlayan pozisyonunda olması önemlidir. İsveç ve İngiliz Merkez Bankası deneyimi sonrası Amerika’da, çeşitli denemelerden sonra bugünkü merkez bankası 1900’lerin başında kurulur.

     Türkiye’de ise para pul işlerinin bu denli öneminin, 1856 Kırım Savaşı yıllarında ortaya çıktığı söylenebilir. Ruslarla savaşmak için İngilizlerden borç temin edilir ve o günlerde başlayan borçlanma serüveni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşuna kadar devam eder. Özellikle Lozan Anlaşmasında Osmanlı borçlarının ödenmesi ciddi mesele teşkil etse de yeni hükümet 1954 yılına kadar bu borçları ödemeye devam eder. Uzun yıllar Osmanlı Devleti için, Merkez Bankası görevi gören ve “adından başka hiçbir şeyi Türk olmayan” Osmanlı Bankası, 1930 yılına kadar bu görevi ifa etmiştir. İmparatorluğa borç vermiş; uzun yıllar bir tarafı Fransızca diğer tarafı Osmanlıca banknotlar basmıştır.

    Bir ülkenin kendi parasını basması kadar önemli bir şey olamaz. Son para basma imtiyazı ile basılan banknotları İngiltere’den getiren gemi, Yunanistan açıklarında Almanlar tarafından vurulunca, İngiltere’de bastırılan dönemin Osmanlı banknotları kıyıya vurmuştur. Daha sonra hükümet bu Liraları iptal etmiştir.

     Merkez Bankası ülkede para basma yetkisine sahip tek kurum olarak, milli egemenliğin en görünür kurumlarından birisidir.  Bu yüzden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı yıllar süren çalışmalardan sonra kuranlar, ilk olarak Ziraat Bankası’nın bu fonksiyonu üstlenmesini istemiştir.  Osmanlı Bankası’nın “böyle iyiydik, para basmaksa biz basarız” yaklaşımları fayda etmemiş illa ki “Merkez” fikri hep depreşmiştir. Tarihi ilk binasını Almanlar yapana kadar, Ziraat Bankasının Ankara’daki binasının bodrum katında çalışmaya başlamıştır.

    Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na başkan olarak atanan Murat Çetinkaya’yı tebrik eder, başarı dileriz. Zor dönemlerden geçen ekonomimizde başarılı ve spekülasyondan uzak bir Merkez Bankası Başkanlığı yürüten, sayın Doç. Dr. Erdem Başçı’ya yeni görevi için de kutlarız.

Diğer Köşe Yazıları (11 köşe yazısı)