Verimlilik, inovasyon ve cari açık




  • PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR Köşe Yazıları
    • Köşe Yazısı
    • Okunma

    PROF.DR.İBRAHİM ATİLLA ACAR

    Cari açık konuşmaya başlayınca önce ithalat ihracat dengesi, sonra üretim kapasitesine gelip dayanıyoruz. Üretemiyoruz. Üretecek sermaye de yok öncelikle. Tasarruflar sınırlı, dolayısıyla gelir yetersiz. Bir de çıktı/girdi oranı olarak ifade edildiğinde Türkçemizin en güzel ifade şekliyle söylüyoruz: “Değdi mi?” Öte yandan, gelir yetersiz olduğunda borçlanma her daim kapıda. Gelir arttırıcı ekstra işlemler hayattan ve zamandan alıyor. Harcamalara yetişmek için daha fazla çalışmak, daha fazla kazanmak dolayısıyla daha fazla bir zaman dilimini işe vermek zarureti doğuyor.

     Gelirden harcamaya doğru akan bu süreçte, kaynakları etkin kullanmak gerek, ancak girdi bazlı düşünüldüğünde, kaynakların verimli kullanımı tartışılmaya başlanıyor. Mesai kavramını sekiz saate sığdırılan iş ve işlemler ile tanımlarsak; gerçekten bu “sekiz saatlik zaman dilimi için uygun bir üretim gerçekleşmiş midir?” sorgulanmalıdır. İşgücü verimliliği, teknolojik yeterlilik ve süreç etkinliği hatta ürün ve süreç inovasyonu verimlilik üzerinde fevkalade bir öneme sahiptir. Yoksa “sekiz” saatte beklenen verimin karşılanmadığı mesailer, ancak insanları çalışma ortamlarında hapsetmek anlamına gelmektedir.

    İşgücü verimliliği öncelikle nitelikli işgücü ile ilgilidir. Sonrasında uygun teknoloji kullanımı gelmektedir. Bunların birbirine entegrasyonu olan süreçler, ergonomik çalışma ortamı ve inovatif teknolojiler verimlilik konusunda oldukça etkili olacaktır. Eğer konu işgücünün verimliliği ise o zaman yıllık üretimi bir yılda işgücünün çalıştığı süreye bölerek işgücün yıllık verimliliğini hesaplanabilir. Bunun yıldan yıla hatta belirli periyodlarla ölçümü yapılabilir. Çalışan ama sonuç alamayan bir ekonomi, verimsiz bir sürü iş ve işlemler; en nihayetinde fonksiyonel bir süreci değil sadece çalışmayı işaret eden bir çaba görünmektedir.

    İşgücü verimliliği yüksek kabul edilen ABD ile mukayeseli analizler zaman zaman dikkat çekici olabilmektedir. ABD’deki verimlilik düzeyi 100 kabul edildiğinde en düşük ekonomiler arasında Türkiye de yer almaktadır. Verimlilik düzeyi en yüksek ekonomi olarak Fransa,  Almanya ve İngiltere yer almaktadır. Bu yüzden Fransa’da işgücü piyasası ile ilgili düzenlemeler hemen tepki çekebilmektedir. 9 Mart’tan bu yana, Paris dâhil ülkenin dört bir yanında milyonu bulan kişi ile mitingler yaparak “kölelik yasası” olarak niteledikleri işgücü piyasası düzenlemelerini protesto etmektedir.

     Aslında işgücü verimliliği düşük ülkelerin üretim potansiyeli en iyilere göre kıyaslandığında rakamlar dikkat çekici olabilmektedir. En üretken grup aynı maldan 100 birim üretene kadar diğerleri 35-45 aralığında kalabilmektedir. Bunu şöyle ifade etmek mümkün: gelişmiş ülkelerin üretim potansiyeline ulaşmak için, düşük verimli diğer ülkeler, bir çalışandan alınan verimi sağlamak adına iki ya da üç kişi çalıştırmak durumunda kalmaktadır. Çünkü aynı üründen bir ABD’li işçi belirli bir zaman biriminde 100 adet üretirken mesela Türk işçi 40 adet üretebilmektedir. Bunu sorguladığımızda eğitim farkı ilk sırada yer almaktadır. Üretimde kullanılan makine ve teçhizatın niteliği, işgücünün motivasyonu da üretim için önemlidir: sadece ücret ve sosyal haklar ile tanımlamak bazen yetersiz kalabilir. Çalışma koşulları, gerekli ve yeterli donanım, işyerinin ulaşımından havasına, ışıklandırmasından ortamına ve işyeri arkadaşlarına kadar herşey üretim ve verimlilikte payı ihmal edilemeyecek hususlardır.

     Rekabetçilik için işgücü verimliliği olmazsa olmazdır. Teknolojik donanım, know-how ve doğru üretim teknikleri beklenen çıktıyı sağlamada etkilidir. Ek olarak yabancı sermayenin getireceği teknoloji de hem süreçlerde inovasyonu hem de üretim teknolojilerindeki inovasyonu tetikleyebilecektir. Ancak yatırımcı firmaların getirdiği teknolojiler için aynı ölçüde iyimser ifadeler kullanmak kolay değildir.

Diğer Köşe Yazıları (11 köşe yazısı)